Sonsuz Öykü #1

Hani sanki, birdenbire gözlerini açmış gibi. Ezelsizlik duygusunu tam olarak tadar gibi. Değil bir önceki geceyi, şu anki andan hemen önceki anı bile hatırlamazmış gibi.

Metin’in istediği şey buydu. Şu anda tam olarak varolması gereken yerdeydi hatta. Gerekmesini de geçelim, istediği şeyin tam olarak bu olduğuna kalıbını basardı. Sevgilisinin yanında, en küçük bir derdi bile olmadan, bütün sıkıntılarını aşmış, rahatı yerinde, mutlu, huzurlu ve sakindi. Günlerden pazar, saatlerden ikindi civarıydı. Ne yetişmesi mecburi bir zaman, ne de bitirmeye çabaladığı bir gün vardı önünde, tabi böyle olunca da akrep ve yelkovan onun için tüm anlamını yitirmişti. Tıpkı yeryüzündeki diğer her şey gibi onlara da bu işgüzar anlamı insanoğlu yüklemişti zaten, yoksa zaman denilen olgunun elle tutulabilir bir şey olmadığını Metin gayet iyi biliyordu. Hem üstelik kim, neye göre bölmüştü bir günü yirmi dörde? Hayatı boyunca, saat konusunda “yirmi dörtlük sistem değil de, onluk ya da yirmilik bir sistem kullanılsaydı keşke” diye düşünen de kendisiydi. Hem hesaplamalar daha kolay olurdu onun gözünde, hem de, nasıl diyelim, düz hesaptı işte. Düz. Sakin.

Metin bunları düşünürken, koyu sarı renkli, eskilikten etekleri lime lime olmuş arka oda kokulu perdelerin minicik aralıklarından girmeye uğraşan, üstelik de bunu başaran akşam güneşinin sınır tanımaz ışınları, Metin’in yüzündeki konumlarını yaklaşık bir santimetre daha kaydırmışlardı. Artık kafasını çevirmesi şarttı, zira gözlerinin üstündeki zorlayıcı parlaklık, göz kapakları inik de olsa onu rahatsız ediyordu.

Kafasını yana doğru döndürdüğündeki manzara, kendi mutluluğunun kendi özgün resmiydi aslında. Tüm hayatında belki de en çok sevebileceği insan yanıbaşında yatıyordu. Güneşin hain ışınları bile ona daha insanca davranıyor, uyandırmamak için elinden geleni yapıyordu. Metin de bu durumu yadırgamıyordu, zira böylesine bir güzelliği uyandırmaya değil kendisi ya da güneş, tanrı bile cesaret edemezdi.

Belki de sırf bu yüzden, Adalet kendiliğinden uyandı. Yeni uyanan bir insanoğlunda mevcut bulunması farz olan şeylerin başlıcası, yani mahmurluk, elbette Adalet’in tüm hücrelerine dek yayılmıştı. Halihazırda güzel olan yüzü; hafif dağınık saçları, yanaklarındaki Merih kanallarını aratmayacak nizamdaki yastık izleri, belli belirsiz aralanmış dudakları ve uyku uyumanın getirdiği ısıyla birleşince ilginç olduğu kadar da cazibe dolu bir ifade ortaya çıkarıyordu.

Elbette ki Metin’in görüşüydü tüm bunlar, hatta Metin bile Adalet’in kendisini o anda görse nasıl da çirkin bulacağına emindi. Ama işte yine, istediğine istediği anlamı yüklemeyi bir görev bilen insanın en yalancı organı beyin, kalbin de yardımıyla bir illüzyon yaratıyor, tavanı basık odadaki mevcut aşka aşk katıyordu. →

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s