Öylesine Bir Kitap: Anayurt Oteli

Şeylerin külliyatı beni arkamdan tazı misali kovalarken, ben boş durmuyor ve okumam/izlemem/dinlemem gereken her şeyi eritiyorum yavaş yavaş. Bunlardan birisi de Anayurt Oteli idi. Yusuf Atılgan’ın 1973 tarihli, çok acayip (evet, tam olarak acayip) romanından bahsediyorum.

Kısaca; Manisa’da Anayurt Oteli’nde yaşayan, o otelin her şeyi, hatta artık o otel olmuş, Zebercet’in inanılmaz tek düzelikten çıkışını anlatan bir uzun öykü aslında. Kısacık bir şey cidden. Ama roman, minicik ebadına bakmadan insanı derinden sarsıyor.

Atılgan, yalnızlık ve kendine yabancılaşma temalarıyla, lime lime ördüğü romanını, son derece farklı bir üslupla yazmış. Kelimeler, cümleler, o kadar alışılmışın dışında ve tutarsız bir tarzda ardı ardına eklenmiş ki, en son sayfaya kadar kendine alıştırmıyor. Tıpkı karakterimizin içi gibi. (Öyle ki sonlara doğru okumak iyice zorlaşıyor, üç sayfa süren paragraflar, 15 satırlık cümleler arasında iyiden iyiye kayboluyoruz, yine Zebercet’le paralel biçimde.) Zaten ta en baştan da, bu ilginç isimli -ki ismi kadar kendi de ilginçtir- karaktere ısınamıyoruz bir türlü, özdeşleşemiyoruz. Her an bir gariplik yapabilecekmiş gibi bakıyor bize uzaktan, ne sevebiliyoruz, ne nefret edebiliyoruz.

Cümleler ağır aksak ilerlemeye başladıktan hemen sonra, Zebercet’in kafasının içindeki anlık düşünceler arasında kayboluyoruz. Zebercet kim ki? Birisi. Herhangi birisi. Ufak tefek, sıradan, son derece gösterişsiz birisi. Birisi işte. Hayatıyla ilgili her şeyi, adeta dondurmuş Zebercet. Her gün aynı şeyleri yapıyor, bambaşka şeyler düşünüyor. Ama bir gün bir kadın kalıyor bir odada bir gece. Ondan sonra her şey değişiyor. (Fazla ayrıntıya girip spoiler vermek istemiyorum. Bir de birisi artık şu spoiler yerine Türkçe bir kelime bulsun yahu, edebiyatla ilgili bir şey karalarken hiç olmuyor. Neyse ben bulurum.)

İnceden inceye bir bilgelik seziyorsunuz Zebercet’te. Yaşamın anlamsızlığını tamamen çözmüş gibi aslında. Tam olarak romanda da belirtildiği gibi, “ne ölü, ne sağ” birisi. Öylesine zamanı geçirirken, belki de ezelden beri yapmak istediği şeyi yapmasına sebep olacak sebepler yaratmaya çalışıyor içinde. Büyük bir planın minik parçacıklarını düşüne düşüne buluyor sanki.

Bir de -yine kitaptaki bir cümle ile- şöyle düşünüyor Zebercet, sık sık; “İlla gerekli miydi başkaları?” Yalnızlığını o kadar kanıksamış ki artık (üstelik de hayatın ona alay edercesine verdiği otel katipliği görevine inatla, [zira neredeyse her gün bir sürü kişi görüyor, isimlerini öğreniyor, konuşuyor]) kimsecikler olmasa yeryüzünde, her şey yoluna girecekmiş gibi. Herkesi yok edemiyor tabi. Zıttı da iş görüyor.

– – –

Dışarıdan bakınca sıradan, öylesine bir kitap gibi, Anayurt Oteli. Ama içini açınca bambaşka bir şey çıkıyor ortaya. Yine, tıpkı Zebercet gibi. ♣

Reklamlar

Öylesine Bir Kitap: Anayurt Oteli” üzerine 4 yorum

  1. Sondan bir önceki paragraftaki yorumuna bakınca, sen okumasaymışsın keşke diyesim geldi. Ama madem okudun, o zaman bunu da mutlaka okumalısın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s