Sessiz Bir Başyapıt: Ikiru

Akira Kurosawa’yı nasıl bilirsiniz? Şüphesiz ki, iyi. Ben de öyle biliyorum tabi ki.

Filmleri ile ise Kurosawa, genellikle büyük öyküler anlatan, kamerasını tuval ve fırça gibi kullanan efsanevi bir yönetmendir. Ama bu filmi ile, bilinen Kurosawa’nın çok dışında bir öykü sunuyor bize. Modern hayatın içinden gelen, modern bir film Ikiru. Türkçe ismi “Yaşamak“, daha en baştan ne demek istediğini de anlatıyor aslında.

30 yılını belediyede memuriyete adamış biri olan Kanji Watanabe, mide kanserine yakalanıp en çok 6 ay daha yaşayabileceğini idrak edince, hayatını hiç uğruna heba ettiğini farkedebiliyor ancak. O zamana kadar yaşamak uğruna hiçbir şey yapmadığını anlayıp kahroluyor, ve yeter artık deyip bir şeyler aramaya başlıyor, yaşama anlam katabilecek bir şeyler.

Oğlu kendisine o kadar uzak. Çoktan ayrılmışlar gibi. Yıllar önce vefat eden karısının yerine de kimseyi sevmemiş, üstelik de yine sırf oğlu için. Çalışmaktan başka hiçbir şey yapmamış, öyle ki, 30 yıllık birikimini nasıl harcayabileceğini bile bilemiyor. Acınası bir halde. Sağa sola saldırıyor, tam olarak “can havliyle”, alemlere akıyor (şu lafı da kullandım ya, ıyyy, tiksindim kendimden yeminle) önce, olmuyor; aşık olmaya çabalıyor. Orada da başarısızlığını görünce, hayatta en iyi -belki de tek- yapabildiği şeye sarılıyor, işine.

Yeryüzüne bir iz bırakabilmek için bütün uğraşısı aslında, unutulmamak için. Hayatını boşa yaşamadığını en çok kendisine kanıtlamak için. Tüm imkanlarını zorlayarak, bir park yapılmasını sağlıyor gerçekten ihtiyaç sahibi bir bölgeye. Sonunda da gidip o parkta, bir fil gibi, tek başına ölüyor. Mutlu bir biçimde.

Kurosawa, iki şey anlatma derdinde. Yaşam ve ölüm denilen şeyin ne kadar içiçe bulunduğu, ölümü idrak etmenin de yaşamanın ilk gereği olduğu, bunlardan ilki. Ölüm o kadar değerli ki aslında, ve o kadar da korkutucu, bunu hiç düşünmüyor, dolayısıyla da hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Gerçek isteklerimizi hep erteliyoruz, hayat gailesinin içinde debelenip duruyoruz. Çok büyük bir bölümümüz de, ölümünü bilemeyecek kadar şanssız, dolayısıyla bu aydınlanmayı yaşayamadan, ölüyoruz. (Watanabe-san’ın bu aydınlanmayı yaşadığı sahne ise gerçekten manidar, arka alanda “iyi ki doğdun” nidaları yükselirken, o ölümün gerçek anahtar olduğunu farkediyor.)

Bir de bir derdi daha var Kurosawa’nın, mutluluk denilen şeyin, ancak çalışmak, lâkin ancak severek çalışmakla sağlanabileceğini iddia ediyor. Memuriyeti sıkıcı bulduğu için işten ayrılan kız, yeni işinde ne kadar mutlu olduğunu anlatıyor, oysa ki yeni işi fabrikasyon şekilde oyuncak tavşan üretmek! Ama önemsiz olan nokta bu zaten, ne olursa olsun seviyor. Watanabe-san da, elinde kalan tek şeyi, insanlara yardım etmek amacıyla kullanıyor. Hem kendisini, hem başkalarını mutlu ediyor.

Kurosawa, filmi ikiye bölmekten hiç de çekinmemiş bu arada. İlk kısımın sonunda başkahramanımız ölürken, ikinci kısmın neredeyse tamamı tek mekan ve diyaloglarla geçiyor. İlk kısımda ölüm ve yaşama eğilirken; ikinci kısımda, ismine bürokrasi denilen uzun bacaklı örümceğimsi kurumun laçkalığına ve iğrençliğine acı acı giydiriyor. Bunu yaparken de, konudan hiç sapmadan, hafif zigzaglar çizerek ilerliyor.

– – –

Ikiru, Kurosawa’nın büyük ihtimalle en mükemmel filmi değil, ama filmografisinde en farklı yerde duranı ve en az bilinenlerinden biri. Belki en felsefi, en varoluşçu kaygılar güdeni. Ve kesinlikle, en izlenmesi gerekeni.

Bir de, bu klişe denilebilecek öyküyü -ki film 1952 yapımı, yani asıl klişe olanlar kendinden sonra gelenlerdir- 60 yıldır hâlâ kimse bu kadar iyi, yetkin, doyurucu anlatamadı. Sadece bu bile, Kurosawa’nın niçin gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerden birisi olduğunun kanıtıdır. ♣

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s