Nasır Tutmak

Balıkçıların elleri hep nasırlıdır.

Hayatta en büyük saygıyı duyduğum kişilerin başında gelirler aynı zamanda. Bu durumdan haberdar olmamaları ise eminim ki hiç umurlarında değildir.

Her şeye dayanabilen insanlardır, her şeye. En sert fırtınalara, en ciddi hastalıklara, en derin -fiziki ve ruhevi- yaralara, en büyük yalnızlıklara, en bilaç fakirliklere. Her şeye bence.

Elleri işte, hep nasırlıdır. Takır takır kurumuştur. Ama onları, mesela bir marangozdan ayıran şey sadece ellerinin değil, kalplerinin de nasırlı olmasıdır. Saydığım şeyler sonucunda giderek kalınlaşır kabukları, sonunda da acıgeçirmez olur. Elbette bu, duygusuzlaştıkları anlamına gelmez, aksine duygu yüklenmeleri daha da artar. Ama çift camlı gözleri dışarıya herhangi bir kaçak yapmaz, tüm enerjiyi içeride tutar. Belki en soğuk rüzgârlara karşı bile koruyucu olan da budur zaten.

Balıkçılar düşmez işte. Yani, en azından daha miçolarken düşerler üç beş kere. Sonunda düşe düşe sımsıkı tutunmayı öğrenirler, zira başka çareleri yoktur, zira teknede düşerlerse her şeyi kaybederler. İşte balıkçıların elleri biraz da o yüzden nasırlıdır. Kalın ipleri, urganları, sicimleri, halatları; ismine ne derseniz deyin, hangisini söylemek isterseniz söyleyin, sıkı sıkı tutarlar, yapışırlar. Başlarda bolca kanar elleri ama sonunda onlar da kabuk bağlar. Balıkçılar düşmez.

* * *

Çevrelerimizde balıkçı gibi insanlar vardır aslında. Mesela ekseriyetle anne kişileridir bunlar. Onların da düşme hakları yoktur, hep bir yerlere tutunmakla geçer ömürleri. Gidin bakın, onların da elleri nasırlıdır.

Anne olmayan balıkçı karakterli insanlar da, yüzdeleri iyice azalmış olmasına rağmen, vardırlar. Ama gerçekten o kadar azdırlar ki. Ben daha hiç tanımadım. Bir tane bile görmedim. O değil de. İşte o insanlardan birisine denk gelirseniz, izin verin, sizi tutsun sıkı sıkı. Zira bırakmaz.

* * *

Niye yazdığımı bile biraz unuttum, bu yazıyı. Sanırım kendimle ilgili bir çıkarım yapacaktım yine sıkıcı sıkıcı. Neyse işte. Şunu söyleyebilirim ki, benim ellerim de zerre kadar nasır yoktur. Kız elleri gibidir ellerim, seksist olma pahasına yazdım bunu da. O yüzden. Ne zaman düşsem, tam anlamıyla düşerim, sağa sola tutunayım diyemem bile, korkarım ellerim acır diye. Ayrıca o yüzden hep düşerim. Düşünce de kalkamam. Düşüncede tüm bunlar izafi şeyler de olsa, gerçekten önümde bir çamur birikintisi görmeyegöreyim, yolumu değiştiririm.

Benim gibi insanlar düşmeye mahkumdur kısacası. O yüzden aslında, tek başına yürümemelidirler.

* * *

Şimdi ben yine bir karar veriyorum, benim gibi insanlar karar verme açısından muhteşemdirler mesela, yeri değil ama, aklıma gelmişken söyleyeyim dedim, neredeyse tüm ömürleri karar vermekle ve bu karara uymamakla geçer, her yeni kararda ise ‘bu sefer kesin, tamam’ derler, oysa ki içten içe bilirler de yine başa döneceklerini. Ne diyordum. Ben şimdi yine bir karar veriyorum. Aslında verdim de. Ama bunu uygulamak tek amacımken şimdi, bunu uygulamak tek başıma yapamayacağım bir şey. Neyse ki burada BİRAZ OLSUN şanslıyım. Yalnız olmama şansım var, kimileri için hayat gerçeğiyken, benim için şans bu, evet. Değişiklik olacak. Ellerimi kanatacak. Nasırlar oluşmasına sebebiyet verecek. Sağımda solumda kalın ipler, urganlar, sicimler, halatlar; ismine ne derseniz deyin, hangisini söylemek isterseniz söyleyin, olmayacak belki de. Değişik olacak. Ciddi anlamda, ciddi bir değişiklik. Ama dedikleri gibi. Umarım değişiklik bir kere de olsa “güzel ” olur be.be’deki samimiyeti kapmamak için kör olmak gerek.

* * *

Neyse. Ne diyordum. Balıkçıların elleri hep nasırlıdır.

Belki Norveçliler’in değildir ama. Onlar krem kullanıyordu. ♣

Reklamlar