Uyku Üzerine Bir Güzelleme

Uykusuzluğun ilacı var mıdır?

Ben bilmem. Hiç uykusuzluk çekmedim. Kafasını yastığa kor komaz uyuyabilen o dallamalardan birisiyim. Hep böyle oldum. Ama hep böyle olmaya devam edebilir miyim bilmiyorum.

Uykusuzluk neden çekilir onu da hiç anlayamıyorum. Birçok uyku özürlü insanın birinci gerekçesi mesela, dertler mertlerdir. Dertli mertli olunca insan kafasına takar hep, kurar da kurar, kurar da kurar, sonunda da uyku muyku kalmaz bünyede. Afedersiniz ama, bu birinci gerekçeyi acımasızca çürütmekten kıvanç duyuyorum sevgili uykusuzlar. Öyle ki bazen, “yatayım da, yattığım yerden düşüneyim ne bok yemem gerektiğini” diye düşündükten takribi 3 dakika sonra, sabah oluyor hep.

Ama yer yadırgamak diye bir şey var, bak bunu kabul ediyorum. Lâkin bu yine de uyumaya engel mi ki? Yatılan yer rahat olmalı tabi ki, hepsinden önemlisi güven vermeli. Yatak insanın nihai sığınağı en nihayetinde. Fakat her şeye rağmen uyunabiliyor. Öyle manasız yerlerde öyle manasız uykular çektim ki şimdiye kadar. Hatta uyumasaymışım keşke valla ya.

Dış etkenler diye bir faktör olabilir mi? Bakın hep soru soruyorum, vallahi bilmiyorum çünkü bu sebepleri. Gürültü? Patırtı? Horultu? Osurtu? Bazı insanlara bazı sesler zor gelir, doğrudur. Ama bir biçimde ritme oturan her seste de uyunur yahu. Osurtu ne be.

Acaba bende mi ki sorun? Sorun derken yani. Bana doğru. Belki de bende fazladan melatonin hormonu vardır, kimbilir, içimi de açıp bakmadım ki henüz. Ne ise ne işte, etkilenmiyorum arkadaş, uykusuzluk denen naneden.

O naneden etkilenmezken, bir yandan da düşünüyorum, ‘çocukken nane ruhu kazanına falan mı düştüm’ deyu. Çünkü nihai sığınağa girince çıkmak bilmiyorum. Akşam yatmak bilmiyorum, sabah kalkmak bilmiyorum. Evet benim de bir annem var. Ayrıca muntazaman ayda bir banyoya girdiğim de doğru. Ne yapayım yani. Doğru.

* * *

Bu uyku şeysine takıkım ben biraz. Deneysel çalışmalar yürütüyorum evde kendim kendimle. Hayatta gördüğüm en iyi laborant da benim zaten, kendimle kontrollü deneyler yürütüyorum, yasama yürütme yargı hep kendi içimde. Mevzubahis deneyler sırasında “en çok ne kadar uykusuz kalabilirim?”, “ne kadar süre boyunca uyuyabilirim?”, “ne kadar süre boyunca yatakta kalabilirim?”, “kahve, çay, alkol gibi içeceklerin ve bilumum yiyeceklerin uyku üzerindeki etkileri nelerdir?”, “en çok hangi dış etkenle uykuya direnilebiliyor?” gibi birçok soruya yanıt arıyorum. İster inanın ister “siktir la dallama” deyin, tıp dünyası şu an ağzımın içine bakıyor. Aslında oraya ortodonti dünyası baksa daha iyi. Farketmez, olsun.

Bazı sorulara bulduğum tatmin etmeyen yanıtları şimdi burada paylaşırsam ayıp olur, aslında tam olarak ayıp da denemez de. Bilimsel akademik dile belki biraz ihanet gibi olabilir, ben ne anlarım zira ondan. Yine de söylemek istediğim birkaç ufak sonuç var:

1. Süre konusunda bir sınır yok. Günlerce yatakta kalınabilir de, bir hafta uyunmayabilir de. Tamamen haletiruhiyenizle ilintili bir şey. (E ama süre de varmış işte. Hey allaam.)

2. İçtiğiniz yediğiniz şeylerin uykuya etkisi, o şeye karşı sahip olduğunuz bağışıklık seviyesiyle negatif bir korelasyon içerisinde. (Heheyt!) Duble Türk kahvesi sonrası bile sızabiliyom ben mesela artık.

3. Televizyon uyutuyor arkadaşlar. (Bakın hem bilimsel, hem sosyolojik bir sonuç bu, ince gördüm. Ulan ben çok fenayım ha.)

4. Kitap konusu çetrefilli. Benim gibi çok okuyan birisi değilseniz, yatakta kitap uyutuyor. Ama bir kitapkurduysanız, uykunuz kaçabilir de. Ne bileyim be eeeh.

Bu sonuçlar çerçevesinde genel bir özet de gerekiyorsa eğer, şunu öngörebiliriz artık: Uykunun her ögesiyle ilgili en büyük etmenler psikolojik tabanlı. Hem de gerek gerçek, gerek plasebosal durumlar üzerine kurulu. Kahvenin mesela, uyku açtığı fikri sayesinde uyku açılıyor birçok insanlar için. Böyle şeyler işte. Dahasını ben ne bileyim, uyku profsürüne sorun. Varsa öyle biri.

İşte budur durum. Siz iyisi mi bunu, gecenin bir vaktinde bir deney sırasında yazılmış manasız bir not olarak görün, bakın geçin. Zaten bu sayfalarda hayatın anlamını aradığınızı öngörmüyorum ben de, o amaçla gelmeseymişsiniz keşke buraya bence siz de.

Final kelâmı da şu olsun: Uyku candır. Ama gereksizdir de. (Final ne be!) ♣

Not: O değil de, bu ne lan?

Reklamlar

Uyku Üzerine Bir Güzelleme” üzerine 8 yorum

  1. uyku candır ötesi yoktur hele sonu gelmeyen rüyalar dizisine sahipsen gerçek olandan bile daha gerçek hatta vazgeçilmezdir… yani demem odur ki uyku üzerine güzellememi olur be kardeşim diyenlere olmuş bee arkadaş denebilir. eee madem öyle uyumak lazım hazır sırası gelmişken.)

  2. Deney meney, bunlar zorlama işler. Azıcık rahat bırakmak gerek bünyeyi, metabolizma falan, rerö yani..

  3. Böyle rahat rahat uyuyan insanları gorunce sasıryorum. Gün 4-6 saatten fazla uyuyamam, fazla uyuyorsam zaten sabahlamış, olmayan düzeni daha da bozmuşum demektir. Gece erken yatağa girersem çıkışımda bir o kadar tez olur, sonu yine sabahlamak. Kafa rahat olsun, gergin olsun uyumak sorun. Bir de küçüklüğümnden beri uyumağı sevmem hem de can sıkıcı gelir. Hani gece yatmayı bilmez sabah da kalmayı bilmez olsam çok iyi olurdu ama aksine inatla sabahları da hacı yatmaz misali ayaklanıyorum. Kısacası uyku büyük dert, senin gibi rahat uyuyan insanları görünce kıskanmıyorum desem yalan söylerim:)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s