The Artist, Michel Hazanavicius

Malum, bilmemkaçıncıoscarödültöreni yaklaşıyor artık. Elbette ki buna fazla minnet etmiyoruz biz, fakat yine de her sene birkaç değişik film görmemize de sebebiyet vermiyor olmadığından, esgeçemiyoruz da. Bu seneki keşfimiz ise “The Artist“. Fransız yönetmen Michel Hazanavicius‘in eli yüzü düzgün ilk filmi. (Sanırım.)

The Artist güzel film. Hem bayağı güzel. Ama güzelliği, konusunda ya da başka şeylerde değil, zaten konusunda bir yenilik de yok, söz temsil Singin’ in the Rain‘in halihazırda muhteşem bir biçimde, güldürerek anlattığı şeyi bu film üzerek anlatıyor (-zaten ya komedi, ya trajedi vardır sahne sanatlarının özünde. Tabi bu film, tür olarak bakılırsa trajedi değil, melodram.) Hatta zaten George Valentin (The Artist’in artisti), ziyadesiyle Don Lockwood‘u (Singin’ in the Rain’in artisti) andırıyor, hele en sonunda mesela, dans halleriyle.. (Ha bir de, isim açısından Karl Valentin‘e bir gönderme mi var? Neyse, bilemedim.)

Filmin kendisini sevdirmeyi en iyi becerdiği nokta ise, sinemanın özüne yaptığı vurguda. “Sinemayı niçin sevmeliyiz?” gibi bir soru varsa eğer yeryüzünde, bu film yanıt olabilir. Sinema, önce görüntüdür. hep böyleydi, hep böyle olacak.

Elbette bu noktada, filmin siyah beyaz, ve daha da önemlisi sessiz olduğunu söylemek gerek. Yoksa tüm söylediklerim manasız kalacak. Evet, film 1930’ların estetiğiyle çekilmiş baştan aşağıya, alametifarikası da bu zaten.

Tabii şu da var; sinema sanatının kendisiyle ilgili filmler her zaman güzel olur. Böyle bir büyüsü var bu işin. Garip. “Cinema Paradiso” mesela, akla gelen ilk film, veyahut “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak“. Bu film de öyle.

Bir minik başlık da Fransız ‘artist’ Jean Dujardin‘e açılmalı, yani; açılmalı. Gerçekten müthiş bir oyunculuk sergiliyor, zaten tüm konu da buyken, hele de zaten tarz itibariyle tamamen buna yüklenilmişken, yapması gerekeni harika yapıyor. Sadece kaşlarına bile oscarheykelciği verilebilir. O derece. (Zaten o kaşlarda da bir Clark Gable havası var.) Ayrıca arkadaş, adamın tipi de süper. Tipitip resmen. Pek sevdim.

Hülasa; tüm bu durumların dışında, bir başyapıt değil, The Artist. Ama çok iyi, kesinlikle izlenmeli. ♣

Reklamlar

The Artist, Michel Hazanavicius” üzerine 2 yorum

  1. Geçen hafta niyetlendiydim, ama malum, kardan kıştan üşendim gitmeye. Şimdi bu yazının üstüne de illa ki gidip sinemada izlemek şart oldu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s