Bir Sineğin İkircikli Yaşamı

Gerçekten çok ama çok merak ettiğim bir şey var. Gerçekten çok ama çok merak ettiğim çok şey var aslında, ama bu merakım da, meraklarım içinde ciddi bir yer tutuyor. Küçümseyemiyorum.

Sinekler hayal kurar mı? Ertesi günlerini planlarlar mı mesela, ya da o gün içinde nereye uçacağını, nerelere konacağını, kimleri sinir edeceğini önceden düşünür mü? Hiçbir zaman yanıtlayamayacağım sorular bunlar, biliyorum, (gerçi Cronenberg bir nebze olsun değinmişti buna) ama içimden bir ses “evet” diyor. Sinekler de elektrikli koyun düşler.

Peki. İçimdeki bu oktavsız sesin haklı olduğunu kabul edelim bir an için -ki aksi halde bu yazının gelişmesi dururdu. Hayal kurabilen, plan yapabilen bir sinek. Bence son derece makul. (Ki zaten bence hayvanların hemen hepsi bunu başarabilirler, beyinlerinin boyutlarına göre. Ama şimdi konumuz bütün hayvanlar değil, sinekler.) Fakat bu makuliyet, işlerin yolunda gitmesini sağlamaya yetmiyor. Ayrıca “makuliyet” güzel kelime oldu.

Hayal kuran sineği düşünüyorum şimdi. (Yok yok, o sineğin beni hayal ettiğini falan söylemeyeceğim, o kısma bizim İhsan Oktay bakıyor.) Ne bileyim. Herhalde şöyle bir şey olurdu o hayal:

Tamamvzvzvzvzzz. Bugün birazzzz sağa uçayımvz. Sonra da sola uçarım aga ne bileyimzzzz. Evetzz. Ama asıl yarını napıcazzz yahu, can sıkıntısından çatlıyorum. Hava da szszszsıcakz. Birilerini soksam? Ya ne alakası var ben sivzvzrisinek miyim? Neyse neyse, karar verdimzz. Yarın şö…

Pıççırt!

O sondaki ünlem, sineğe ait değil elbette. Ya bir sineklik olsun; ya bir, efendime söyleyeyim, kitap, defter olsun, onun sesi; zavallı sineğin üstüne yapışan. O sebeple sadece “pıççırt” değil, “şırpatt” da olabilirdi oradaki nida.

Sanırım olayı anladınız. Bir sineğin hayal kurması, bu kadar naif ve kısa süreli olurdu. Olur. Ölüme bu kadar yakın uçan bir hayvancağızın sonu da, su yolunda duvara yapışmaktır neticede.

O halde bu sinek özelinden yolumuza devam edelim bizzz de. Merak ettiğim bir şey daha var: Hayal kurduğu için, bu sinek; acaba ölüme yakın uçtuğunun ayırdına varamaz hale geliyor mu? Bakın burası önemli. Eğer gerçekten böyle oluyorsa, halihazırda değinmek istediğim noktaya kendiliğinden varacak zaten yazı. Ölümü aklından çıkardığı andan itibaren, sinek; hâlâ daha ne kadar sinek olabilir? İnsanlaşmadan kalabilir mi?

* * *

Şimdi, şöyle demek istiyorum aslında. Eğer tanrı diye bir şey varsa bile, bizi uzaktan seyredip sinek öldürür gibi avlamıyor mudur? Bence kesin yapıyordur. İstediği insanı istediği gibi şırpatt diye eziveriyordur. Elbette sinekten bir farkımız yok. Bu dediğim için, zaten tanrıya da gerek yok. (Ona hiç gerek yok, onu boşverin yahu. O yoksa taş gibi doğaana var, ben ona tapıyorum.) Gerek olan tek şey, düşünen bir varlık.

Düşünmeye başladığımız andan itibaren, gelecek geliyor. Gelecek geldiği andan itibaren de, sakat bir nokta geliyor, hepimiz yapıyoruz: Hayal kurmak. Hayal kurmak da yalnız gelmiyor, yanında eşantiyonlar var bir sürü, güzel güzel. Misal, bunların en afililerinden bir tanesi, günü unutma dürtüsü. Bu dürtü sayesinde, anlık tüm dertlerimizden kurtulup (aslında kaçıp) rahatlıyoruz. Hiç sorun kalmıyor. Bu kadarla kalsa iyi; hayal kurduğumuz andan itibaren, aslında yarını düşünür gibi yapıp yarını (da) düşünmemeye başlıyoruz. Bu dediğim de şöyle oluyor kardeşlerim, hayal kurmak demek, mevcut olaylar çizgisinin ilerisini düşünmek demek değil ki! Tıpkı Dr. Brown‘ın anlattığı gibi, alternatif bir gerçeklik (olmayan bir gerçeklik, yalan bir gerçeklik) yaratıp o zaman çizgisinin ilerisini düşünmek. Dolayısıyla, hayal kurmak, hem bugünden, hem yarından, hem de geçmişten kaçmak demek.

Peki bu ne demek? Bu, şu demek: Ölümü hiç düşünmemek, ölümü unutmak, unutmak istemek; demek. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp, neticede her şeyi ertelemek demek. “Yarın yapmayı” düşlemek demek. Bugünü yoksaymak demek.

Oysa ki ancak ve ancak, yarın ölecekmiş gibi yaşarsak, gerçekten bir şeyler yapmaya başlarız. Walter White‘ı ve onun öleceğini öğrendikten sonraki değişimini düşünün. (Sonra da Breaking Bad’deki “Fly” isimli bölümü düşünün. Dınınınınnn!)

Bir sineğin ikircikli yaşamı burada sona eriyor. Kâh bir pıççırtla, kâh bir şırpattla, kâh bir fısssssla. Ama eriyor, bitiyor o sinek. Kafasında kurduğu hayallerle iğrenç yaratıklar diyarını boyluyor. Biz de hayal kurdukça, kafamızdaki gerçekleşmeyecek planları biriktirip plan koleksiyonculuğu yapıyoruz. Ama sonra bir gün, şırpatt. Evet, şırpatt.

* * *

Yani durum bundan ibaret canım kardeşlerim. Ne zaman ki, hayal kurmayı bırakıp gerçek dünyanın kollarına atacağız kendimizi, o zaman gerçekten bir şeyler olacak. Bu, bu kadar net. İki iki daha dört. Bir de bir laflar daha vardı bunlar gibi. İşte, o laflardan buraya hep.

Hadi en önemli ve en güzel şeyi, en son söyleyeyim:

Hayal kurmayınca, hayalkırıklığı da olmuyor. Gerçekten. 

Reklamlar

Bir Sineğin İkircikli Yaşamı” üzerine 3 yorum

  1. Bak çok doğru aslında. Ölümün olmadığı bir alternatif evrene kanat açıyoruz hayallerle. Olmadığını bilerek tabii ki. Ölümsüzlük arayışımız da tarihöncesinden beri hiç son bulmadı. Önce sonsuz yaşam pınarını aradık, şimdi devreye teknoloji falan girdi. Ama özümüzde aslında hiç değişmedik, insanoğlu olarak. Hatta kendini insan zanneden sinekler olabilirz bak, inekler de olabiliriz. Gözümüzle gördüğümüzü sandıklarımız da beklentiden kaynaklanıyor ne de olsa. Gerçeklik algıya göre değişiyor.

    Ya işte aman, böyle şeylerzz..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s