“Uçsuz Bucaksız Azınlık”ın Ne Demek Olduğunu Gerçekten Anlamak

Çok yaşamış da yorulmuş gibi.

Hayatımın en güzel gecelerinden birisini, uzun saçlı, kirli sakallı bir adamın saatlerce gözlerinin içine bakarak geçireceğimi söyleseler, inanmazdım. Dün geceden söz ediyorum, 22 Kasım 2012, Perşembe.

Kaptan geldi İzmir’e. Evet İzmir’de güzel şeyler de oluyor tamam. Geldi ya. Bildiğiniz geldi adam. Daha önce de geldi tabi, bu ilk değil, ilk olur mu. Ama benim için ilk oldu. Bunca zaman gitmemiştim, niye gitmemişim onu da bilememişim, duymuştum oysa, gelmişti, yo- yoksa yanlış, yanlış mı duymuşum, olabilir. Böyle şeyler işte.

Ama ne varsa düşenlerde var, varmış meğer.

Uçsuz bucaksız bir azınlık“tır her zaman Kesmeşeker‘in dinleyicisi. Çokça duydum, hatta utanmadan dillendirdim bile ben de bunu. Oysa şimdiye kadar anlamamışım. Ben aslında şimdiye kadar Cenk Taner ya da Kesmeşeker dinleyicisi olmamışım. Galatasaray’a/Fenerbahçe’ye gol atmadan kendilerini gerçek Fenerbahçeli/Galatasaraylı saymayan futbolculara hakverdim dün gece. Ama ben Beşiktaşlı’yım elbette, bildiğiniz üzere.

Bu uçsuz bucaksız azınlık doldurdu dün gece orayı. Gerçekten tıklım tıklımdı. Ahah. Yalan tabi. Hiç öyle bir şey olabilir mi. Öyle olsa o, azınlık olur mu. Cenk Taner öyle bir şeyi ister mi? Eminim ki istemez. Lâkin orada muhteşem bir dinleyici kitlesi vardı. Azdı. Ama ölesiye özdü. Ben de dün gece onlardan biri olmanın haklı gururunu yaşadım.

İsteseydin yapardın, ama yapmadın.

Bazı çok eski ve bazı çok yeni şarkıları hâlâ ısrarla bilmesem de, ısrarla mutlu oldum her anda. Her anda duygulandım/düşündüm/üzüldüm/sevindim/ağladım/güldüm: Tıpkı hayatta olduğu gibi. Çünkü zaten Cenk Taner şarkısı demek, destan demektir. Neye nasıl dokunacağı belli olmaz, ama her zaman dokunur.

Ve elbette, Cenk Abi. Daha önce birçok yazıda “Cenk Abi” tanımını kullanmıştım, gördüm ki herkes Cenk Abi diyor kendisine. Ama arkadaş, bak şimdi, şurada öleceğim neredeyse, yahu arkadaş, bu adam, “Cenk Abi.” Bu. Bu işte. Dünyada gördüğüm en güzel adamlardan biri, hiç şüphesiz. (Hatta neredeyse artık en güzeli diyeceğim ama, Sadri Alışık’ın lanetinden korkuyorum.)

Aslında birer fincan sohbet, şehrin soğuğunda. Hepsi bu.

Bir insan düşünün: O kadar naif ki, alkış alırken kafasını kaldıramıyor, gülümsüyor utangaç çekingen. Teşekkür babında bir-iki laf geveliyor ağzında ama, belki kendisinden başka kimse duymuyor onu. Bağırgan olamıyor, belki de olmuyor. Hiç kimseyi kırmamak için tam olarak hatırında olmayan şarkıları çalıyor. Somurtkan esnafın ne pislik, ne lanet bir şey olduğunu biliyor ki, güler yüzünü hiç kimseden hiçbir zaman esirgemiyor. İmzalaması için uzatılan Andıran Otu‘na, (onun da bambaşka ve ütopik hatta distopik bir öyküsü var ya, neyse) “deplasmana bile gidemiyoruz ki” yazması istenince, “yok yok, merak etme, gidersin deplasmana da” deyip gerçekten de “deplasmana gidersin” yazıyor. Dünyanın en naif temennisi lan bu. Ben daha ne diyeyim.

Herkes ona kaptan diyor. Ben de diyorum. Ama onun kaptanlığı gemi kaptanlığı değil ki. Kalbikırıklarelispor‘un yüksek centilmen abisi, kaptanı o. 8 numara giyiyor. (Ah bir de Beşiktaşlı olaydın sen!)

İyi ki geldin Cenk Abi. Yine gel. Sen yine gel ki biz de yine gelelim. ♣

Üzme kendini. Biz bize yaşar gideriz. Yeter ki vazgeçme.

Not: Geceden fotoğraflar için FotoBlog’a gidin: Buradan ve buradan.

Reklamlar

“Uçsuz Bucaksız Azınlık”ın Ne Demek Olduğunu Gerçekten Anlamak” üzerine 4 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s