Aşama 5: Kabullenme.

Stefan Zweig’ın bir öyküsü var. İsmi “Bir Yüreğin Ölümü”. Öykünün kendisi bence dandik. Ama belki de ismi, şimdiye kadar gördüğüm en etkileyici isimlerden biri.

Bir de Kübler-Ross Modeli diye bir bok var. Ölümün (ya da aslında ‘yas’ın) 5 Aşaması diye geçiyor. Buna göre, ölüm hissi insanda 5 aşamada kendine tam anlamıyla bir yer buluyor. İnkâr (Denial), Öfke (Anger), Yakarış (Bargaining), Bunalım (Depression) ve Kabullenme (Acceptance).

Bir de the Smiths var. “See, the life I’ve had, can make a good man, turn bad” diyorlar.

Şimdi bu üçünü toparlayın. İşte durum budur.

Aşama aşama gelen bir hiddet ve şiddet dalgasının altında ezildim. Bitti. Önce uzun süre inkâr ettim. “Hayır,” dedim. “Bir şey olduğu yok.” Sonra bu inkâr işe yaramadı, öfke geldi. Herkese her şeye kızdım, gereksizce, yoruldum. Çaresizliği hissettim, yalvar yakar herkese el açtım. İstemediğim insanlarla istemediğim ilişkiler kurdum. Salt çaresiz hissettiğimden. Zaten o da yürümedi, boşluğa düştüm, bunalımlarda kaldım. Çıkmadım. Çıkamadım. Sonunda çıktım sandım. İyiyim sandım.

Oysa iyi sandığım her şeyin, ölümden hemen önceki iyilik halinden başka bir halt olmadığı artık ayan beyan ortada. Kabullenişi yaşıyorum.

Kendimi kutluyorum. Adım adım, yavaş yavaş, duygusuzluğa; hatta öyle söylemek az kalır, duygusuz yavşak bir orospu çocuğuna, taş kalpli bir yalnıza dönüşmemi, ayakta alkışlıyorum.

Bana bu konuda yardım ve yataklık eden de herkesin amına koyuyorum.

Arada hiç hakkım olmayarak güpgüzel insanları da üzüyorum.

Ve yine siktirolup gidiyorum. Çünkü ben buyum.

Bu.

Reklamlar