Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar

İtiraf etmem gerek: Şimdiye dek içine bu kadar zor girebildiğim başka kitap olmadı (yani, belki Madame Bovary). Ancak yaklaşık 150 sayfadan sonra, işler değişti. Halit Ayarcı öyküye de sağlam bir ayar çekti. Başta sıkıcı gelen pek çok ayrıntı bile bir anda değerlendi.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar, Dergâh Yayınları

Değişime ve yeniliklere direnmek ne kadar mümkün? Sanırım temel araştırma noktası bu. Hayri kardeşimiz de bunu adım adım tecrübe ediyor. Belki salt değişim olsa işin içinde, o da eyvallah diyecek. Fakat değişimin içeriği ve türü farklı. Tam anlamıyla evrimsel değil, zoraki, gösterişçi, yalnızca “yeni” olsun diye yapılmış şeyler içeriyor. Sıradan, tam bir ortalama insan olan Hayri de bu akıma hiç farkında olmadan kapılıyor. Kapılabiliyor, zira yeni sistem lafla peynir gemisi yürütme konusunda kusursuz. 

Peki Halit Ayarcı kim? Bir çeşit Oscar Schindler. İmajla her şeyin halledilebileceğinin farkında. Modernize olmuş bir Şeytan. Ruhları, dünyevi zevkler sunarak ele geçirme konusunda yetkin. Hazcılıkla, yeni filizlenen liberalizmle, herkesi kullanabileceğinin gayet ayırdında. Hayri İrdal’ı da muhteşem şekilde kullanabiliyor.

En sonunda ise; posası çıkmış, tamamen değişmiş ve ruhunu satmış, ama az buçuk da pişmanlık duyan ve eski dürüst yaşamını özleyen Hayri’ye, Halit’in dedikleri gayet manidar:

“Size kendi hakikatinizi söyleyeyim! Artık dönemezsiniz. Çünkü hiçbir şeyden vazgeçemezsiniz. Bütün tenkitlerinize ve küçük görmelerinize rağmen rahat ve güzel bir karınız var, ayrıca bir metresiniz var ki çıldırıyorsunuz. Kızınız, oğlunuz için her an kendinizi fedaya hazır olduğunuza da eminim. Üstelik şöhreti, hatta abes telâkkî ettiğiniz işler içinde olsa bile hareketi seviyorsunuz. Hülâsa bir ahtapot gibi sayısız kollarla dünyaya yapışmışsınız! Hiçbir şeyden ayrılamazsınız. Nasıl döneceksiniz?”

Gayet açık. Ruh Bir kez satılırsa, geri dönüş yoktur.

Peki Halit Ayarcı kim? Bunu sordum az önce, evet, o yüzden değiştiriyorum: Peki Halit Ayarcı diye biri var mı? Bilemiyorum, ama yalnız benim aklıma mı geldi “Fight Club” benzeşmesi? Tyler Durden? Tam da Hayri akıl hastanesine düşmüşken? Birkaç kez ısrarla karısı Emine’nin ölümünün bütün bunları başlattığını söyleyerek olası bir kişilik bölünmesi travmasının ipucunu verirken? Halit’in aklına gelen fikirlerin neredeyse tamamı aslında kendisinin aklından çıkmışken? Belki de Halit hiç varolmadı. Zaten olmasına gerek de yok belki, o içimizdeki şeytan, olmak isteyip de olamadığımız kişi.

Bence gayet olası.

Neyse. Temelde yatan ülke eleştirisi falan zaten gayet hakkaniyetli, en az “Tutunamayanlar” kadar, hatta yer yer ondan daha fazla nüktedan. Karakterler ve davranışları orijinal olduğu kadar gerçekçi de. Üsluba dair ise bir şey demek haddime değil. 

Hülâsa, hem klasik hem kült olmak, bence bir sanat eseri için gayet üst mertebede bir unvandır. Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘sü, bunu -tabii ki ben belirtmesem de- hak ediyor. ♣

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s