Gravity: Bilimkurgunun Bilim Destekli Zaferi*

Gravity0

“Bir gün, adamın biri, Dünya’nın da Satürn’ünki gibi bir halkası olacağını ve bu halkanın tamamen yörüngede çalışan dikkatsiz inşaat işçilerinin kaybettiği civatalar, kemerler ve hatta aletlerden oluşacağını ileri sürmüştü.”

-Arthur C. Clarke, 2001: A Space Odyssey, 1968.

Isaac Newton’ın o uğurlu kafasına düşmeseydi o sevgili elma, belki bugün bunları hiç konuşmuyor, düşünmüyor olacaktık. Ama ismine “yerçekimi” dediği gizli ve tamamıyla Dünya gezegenine ait kuvvet yine de varlığını sürdürüyor olacaktı. Ne biz yerçekiminden kurtulabilecektik, ne de yerçekimi biz olmadan bir anlam kazanabilecekti.

İşte tam da bu yüzden, özellikle de “Dünyalı” olmanın nasıl bir şey olduğunu anlamada güçlük çektiğimiz bu darlanmış günlerde, Gravity isimli filmi izlemiş olmak, başta biz sinemaseverler olmak üzere herkesi memnun etmiş olsa gerek. Zira bilimsel bilgiye ve gerçeklere dayalı, ütopik ya da distopik olmayan, salt elimizdekilerin gücünü önplana çıkarmaya çabalayan bir bilimkurguyu izlemeyeli, bir hayli zaman olmuştu.

Alfonso Cuarón, bilimkurguseverlerin pek de yabancı olmadığı bir yönetmen. 2006 yılında çektiği “Children of Men (Son Umut)”, isimli ütopik sonuçlanan distopya, gerek izleyiciden, gerekse eleştirmenlerden tam not almış, türe getirdiği yenilikler, yıktığı klişeler, özellikle de fark yaratan çekim açıları ve teknik başarılarıyla hafızalarda kendisini afili bir yer edinmeyi başarmıştı. Gravity, Cuarón’un ikinci bilimkurgu denemesi, buna rağmen değme kurgubilimcilere taş çıkartan bir başarıya imza attığını söylemek yanlış olmaz.

Gravity1

Filmi kısaca konulamak gerekirse; sıradan bir uzay yürüyüşü sırasında, birbirinden bahtsız kazalara kurban giden astronotların (ki bu kişiler Sandra Bullock ve George Clooney tarafından başarıyla canlandırılmakta), yerçekimsiz ortamda ve uzunca bir süre hayatta kalma çabalarından bahsetmek mümkün. Elbette bu süreç içerisinde sinemasal bir mecburiyet olan karakter değişimi, filmin temel noktalarından da birisi, özellikle de Sandra Bullock’un hayat verdiği karakteri göz önüne alırsak.

Dünya yüzeyinde kızını kaybettiği için, yaşamdan neredeyse tamamen ümidini kesmiş olan erkek isimli ‘Ryan’ Stone (Bullock), başarılı da bir mühendistir, ve her başarılı mühendisi postaladığı gibi onu da uzaya postalayan NASA, ondan Hubble Uzay Teleskopu’nu tamir etmesini ister. Ancak bir anda olaylar gelişir ve yine Dünya mertebesinde yapılan bir hata sonucu, yörüngedeki tüm uydular yok olur, parçaları ise o anda boşlukta gezinen astronotlar için şarapnel kadar tehlikeli hale gelir. Artık ne telsiz bağlantısı vardır, ne ayak basılabilecek yer. Sadece derin siyah bir boşluk. Yerçekimsiz sonsuz bir boşluk.

Tam da bu noktada, belki de araya girmek gayet uygun olacak: Cuarón’un yönetimsel başarısı ve hatta dehası, bu boşluk ve yitme, gitme hissini yansıtmak konusunda gerçekten çığır açıyor. Uzun ve kesintisiz çekimler, durmak bilmeyen kameralar, ışık ve ses oyunları, müziksiz sahneler ve derin nefes alışverişleriyle, izleyiciyi nefessiz bırakan bir sekans tutturmayı başarıyor. Üstelik Cuarón, filmin genişletilmiş fragmanında bu sahneye yer vererek de, aslında ne kadar cüretkar olduğunu bir bakıma kanıtlıyor. Zira filmin en can alıcı sahnesi, aslında en önemli sahnesi değil, bu sahne çevresinde gelişen, dönen ve yörüngeye oturan bilumum destekleyici ve anlam yaratıcı metin dolu minik sahneler.

GRAVITY

Tekrar karakterlerimize dönebiliriz. Kowalski (Clooney) ve Stone’un ilişkileri, film içindeki değişimle doğru orantılı şekilde ilerliyor. Hayat dolu ve yaşama -yani Dünya’ya- sıkı sıkıya bağlı olan Kowalski, doğru yer ve zamanda hayatını feda ederek, hayata dair umudu kalmamış olan Stone’a adeta yedek oksijen sağlıyor. Stone ise, kızıyla olan psikolojik bağını belki yeniden kurarak, ya da daha doğrusu, Dünya’nın, doğaananın yeni bir çocuğu olarak yeniden doğuşunu sağlıyor, Dünya’daki yeni ilk adımlarını temizlenmiş ve arınmış biçimde atıyor. Evrimsel süreci A’dan Z’ye olumlayarak Darwin’e karşı, saygı duruşların en güzeline imza atan Cuarón, denizde -tamamen rastlantısal patlamalarla başlayan- rastlantısal yaşama karşı büyük ilgi ve sevgisini de Stone aracılığıyla izleyiciye yansıtıyor.

Kendisine Dünya’yı dekor edinmemesine rağmen, ya da belki tam da bu sayede, filmin oldukça olgun bir bakışaçısına sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Stone, bir şekilde Dünya’ya olan yolunu açabilmek için, her şeyi denemeye göze almışken, öncelikle, bir Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olarak, yani modern dünyanın örnek bir temsilcisi olarak, bir Rus uzay giysisi giymek zorunda kalıyor; belki de kendisine göre, günümüze ayak uyduramamış, ekonomik ve sosyolojik açıdan hayli geri kalmış bir milletin giysisi. Dahası, o giysi içinde dönüşe geçmek için kullandığı araç, çok uzak bir doğuya, 3. dünyalaşmış coğrafyaya ait bir Çin aracı. Üstelik tanrıtanımaz birisi olarak, Rus aracında İsa’nın, Çin aracında ise Buda’nın tasvir ve resimleriyle karşılaşıp tebessüm bile ediyor. Bu noktada ise karşımıza acımasızca şu güzel düşünce çıkıyor: Eğer gerçekten Dünya gezegenini düşünüyor ve onda sükunet içinde yaşamak istiyorsak, bunun tek bir yolu var, milletler ve dinlerüstü düşünerek, hümanizme sonsuza dek inanmak. Çünkü tıpkı en başta dediğimiz gibi, yerçekimi bile sadece insanlar -ya da hadi abartmayalım, canlılar- için var. İnsanların insanları yoksaydığı, hor gördüğü, ötekileştirdiği bir dünyada, insana yer yok, zira “insan” kavramının ne olduğuna dair tam bir algı yok.

Gravity3

Dünyaya dönüş yolculuğu, bireysel açıdan ele alındığında da, Stone’un bir sperme benzemesi kimseyi şaşırtmamalı, hatta bu durum bazı sahnelerde fazlasıyla göze bile sokuluyor Cuarón tarafından. Stone’un Rus aracına ilk girdiği anda aldığı cenin pozisyonu, yangın söndürücüyle rastgele yolunu bularak penisten çıkışı (ki bu yangın söndürücü sahnesiyle WALL-E’yi de anımsamamak ne mümkündür), sonunda da Çin aracı ile rahim içinde ilerleyerek, yani atmosfere girerek yumurtalıklara, yani denize inişi, bireysel bir yeniden doğuşu destekleyen bariz imgeler olarak karşımızda beliriyor. Stone’un toprağa bastıktan sonraki aylak adımları ise doğumun tamamen tamamlandığı, ufak bebeğin ıslak bir biçimde ortaya çıktığı o çok değerli anı fazlasıyla hatırlatıyor. Hem bireysel bir yeniden doğuşu, hem de belki de, ümitlenmiş ve geleceğe dair ciddi değişimler geçirmeye hazır “yeni insanoğlu”nun, ortaya çıkışına ilişkin bir algıyı sunuyor.

Teknik açıdan zaten son derece kusursuz olan Gravity, son dönemin popüler satış malzemelerinden birisi olan ‘üç boyutlu’ olma özelliğini de taşıyor, ancak piyasadaki birçok filmin aksine bunu gayet iyi bir biçimde kullanıyor, hareketli sahnelerde heyecanı körükleyerek, halihazırda gerilmiş olan izleyiciyi daha da germeyi başarıyor. Müzik kullanımı gayet başarılı, özellikle finale doğru epik biçimde artarak izleyiciyi büyük sona doğru hazırlamayı başarıyor.

Gravity5

Alfonso Cuarón, Gravity ile gerek kendi sineması, gerekse bilimkurgu türü içinde apayrı bir yer edinebilecek bir işe imza atmış durumda. O kadar ki, bundan sonraki bilimkurgular için bir deniz feneri görevi bile görebilir, zira daha önce de belirttiğimiz gibi, herhangi bir fanteziye pabuç bırakmayarak, üstelik de altı ve mesajı dolu bir biçimde izleyici karşısına tam tekmil çıkmak, sanılandan daha zor.

Ayrıca Newton, o anda tam olarak ne düşündü bilemeyiz, ancak bu filmi izleme şansı olsa ağzı kocaman açık kalırdı. (Zira sinemanın ne olduğunu bilmiyor olurdu.) ♠

Not: Oscarlar’dan önce yazıldığından mütevellit, içinde buna dair bir bilgi yok elbette. Ama gerek de yok sanırım. Aldı işte bir sürü.

Not 2: Alfonso Cuarón, senaryoyu oğlu Jonás ile birlikte yazmış. Jonás da boş durmamış, Gravity’nin ardından “Aningaaq” isminde bir kısa film çekmiş; Ryan’ın Dünya ile kurduğu telsiz bağlantısının Dünya yüzeyini anlatıyor. Pek hoş. Buradan Türkçe altyazılı izleyebilirsiniz.

* Bu yazı, ilk olarak “Ege Üniversitesi Egeden Dergisi 2013 Güz” sayısında yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s