Bulut Atlası, David Mitchell

David Mitchell‘ın bestseller kitabı, iyi bir gişe yapan filmin de özü olan Bulut Atlası. Elbette ki kitabın en temel ve gözebatan özelliği, ve de aslında güzelliği, yani en kuvvetli olan noktası, başarılı ve (fark) yaratıcı kurgusu. Birbirine bir şekilde bağlı altı çok farklı hikaye bütünleşiyor. Ancak bu öyküleri tam anlamıyla “devam eden” şekilde algılamamak gerekir. Daha çok internette gezinmek gibi bu durum. Bir öyküdeki bir kelimeye tıklayıp yeni bir öyküye açılıyoruz.

Bulut Atlası

Bu noktada, yazarın kurduğu iki üçgenden ilki karşımıza çıkıyor: ‘Gelecekteki tarih öncesi’nin tepe noktasını oluşturduğu kurgusal üçgen. Yani aslında bu bağlantıyı şu şekilde algılamak gerekli: Temel öykü en gelecekte geçen, kabile üyesi Zachry’nin maceralarına odaklanan öykü. Bunu tepeye koyunca da, geriye doğru bir ‘tıklama’ silsilesiyle ilerleyip bir önceki öyküde az biraz bahsedilmiş başka bir öyküyü açıyoruz. Kurguyu bu şekilde düşünmek hem hoş, hem de daha gerçekçi.

Romandaki diğer üçgen ise içeriksel. En gelecekteki öykü en genel, en insanlığı temelden ilgilendiren bir şey, en eski öykü ise en bireysel olanı. Eskiden yeniye doğru bir tümevarım var, ki bu da son cümlelerdeki ‘insanlığın geleceği’ temalı düşünceleri destekliyor. Adım adım yokoluşa ya da yeniden doğuşa doğru gidiyoruz, nereye gideceğimiz ise tamamen elimizde. (Ki aslında yine belirtildiği üzere ikisine birden gitmek bile mümkün.) Ve sonuçta çağ ne olursa olsun, iyiler ancak ve ancak birarada olursa kazanabilir. Bunu “Yarım Hayatlar-İlk Luisa Rey Gizemi” isimli kısımda da şu şekilde vurgulamış kitap:

“Bizim tek silahımız ise halkın öfkesi. Öfke Yuccan Barajı’na engel oldu, Nixon’ı yerinden etti ve Vietnam’daki canavarca olayları kısmen sona erdirdi. Ama öfkeyi üretmek ve kontrol etmek kolay değil. İlk gereken tetkik; ikincisi ise geniş çaplı bilinçlilik. Halkın öfkesi ancak bunlar kritik kitleye ulaştığında patlayarak gerçeğe dönüşür. Her düzen sabote edilebilir.”

Özellikle son birkaç yılımız açısından, çok tanıdık bu cümleler.

Biçimsel özellikleriyle de fark yaratmayı başarıyor kitap. Her döneme ait farklı üslup, dönemin romanlarına uygun yazım teknikleri, güzel cümleler ve her öykünün yine başarılı dramatizasyonu; gerçekçi ve çok boyutlu karakterler, hepsi çok iyi.

Bazı kısımlarında (özellikle “Sonmi~451’in Niyazı“nda) okumada zorlandığımı itiraf etsem de, baştan sona gayet iyi yazılmış bu romanı fazlasıyla beğendiğimi de belirtmekteyim. En sevdiğim bölüm ise “Timothy Cavendish’in Dehşetli Çilesi” oldu, o bölümde tam bir Trainspotting tadı ve mizahı hakimdi.

Hülâsa, filminden daha doyurucu, yaratıcı ve güzel. ♣

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s