Sinek Isırıklarının Müellifi, Barış Bıçakçı

“Yazarların çok sevdiği şu ‘yazar olmayı başaramamış’ öykü ve roman kahramanlarından söz ediyorum. Edebiyat tarihi bu tür kahramanlarla dolu. Neden tercih edildikleri açık değil mi? Yazarlar, sıradan roman kahramanlarının duyarlılığıyla erişemeyecekleri dip köşelerde bu yazar olamamış kahramanlar sayesinde pek rahat dolaşabiliyorlar. Ayrıca, yine söz konusu kahramanların yazmaya çalıştıkları ya da yazıp yayımlatamadıkları kitaplar icat ederek ve güya bu kitaplardan alıntılar yaparak söylemesi zor şeyleri, üstelik eleştiriden muaf kalma lüksüyle söyleyebiliyorlar. Hatta bazı yazarlar kalemi tamamen kahramanlarına teslim ediyor; kitabın sonuna geldiğinizde aslında roman kahramanının yayımlatamadığı kitabını okuduğunuzu anlayıveriyorsunuz!”

sinek

Cemil de Barış Bıçakçı değil mi zaten? Erken ölen babalar, sıkı fıkı arkadaşlıklar; Ankara, toplu konutlar, ezici bir hüzünle sevilen eşler, ve tabii ki kitaplar. Barış Bıçakçı’nın tüm kodları burada.

Aslında yapmak istemediğim bir şey yaptım ve kronolojisinin dışına çıktım Barış Bıçakçı’nın, yani okumadığım iki kitabı kaldı şu an; fakat yine de bu durum, söylemeye -yalnızca bu sebepten- çekindiğim şeyi söylememe engel olamıyor: Barış Bıçakçı’nın en iyi kitabı bu.

Tutunamayanlar kadar hacimli değil kesinlikle, ama Tutunamayanlar’ın liginde; yılların eskitemediği yaşlı orta saha oyuncusunun gözüne girmek isteyen çok yetenekli ve kendini bilen genç bir futbolcu gibi. Zaten okudukça da Oğuzcuğum Atay‘ı duyumsamamak mümkün değil. Kendini, ne demek ve ne dememek istediğini gayet iyi biliyor, yeterince de çalışmış, üslubu tam, yani ayaklarına söz geçirebiliyor. Kaldı ki, kendimi böylesine bulduğum bir başka roman kahramanına da bir başka romanda rastlamamışken, naçizane, nasıl olur da objektif olabilirim içindeki satırlara?

Hülasa; Süp-per.

“Editör Hanım, ‘Otuz beş yaşında mühendisliği bıraktı ve kendini edebiyata verdi.’ cümlesinin biyografimde güzel duracağını düşündüğüm için işimden istifa ettim. Küçük burjuvaların kayda değer lükslerinden biri de kendi biyografilerini hayal edebilmeleri ve bazı şeyleri sırf biyografilerinde yer alsın diye yapabilmeleridir.

Editör Hanım, elbette biz küçük burjuvaların yalnızca tadını çıkardığımız lükslerimiz yok, bazı çilelerimiz de var: Hayatı ve insanları anlamak, her fırsatta ölüm üzerine düşünmek, küçük şeylerde ille de büyük ve asli şeylerin izlerini aramak, genelleme yapmak, zevklerimizi inceltmek ve suçluluk duymak gibi.”

Bir de şu -ve daha birçok- cümlenin güzelliğine bakın!

“Zaten bu dünyada çoğunluğu, herkesin kendisine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenler oluşturur, geri kalanlar ise Vüs’at O. Bener okurudur.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s