Yüzüklerin Efendisi, J.R.R. Tolkien

tolkien lotr draw

Tutup burada LotR övecek değilim (şaka şaka, öveceğim). Ama ben daha çok, okumak için bu kadar beklettiğime hayıflanıyorum. Gerçi benim açımdan çok da anormal değil bu durum, zira fantastik edebiyatla aram hiçbir zaman çok iyi olmadı. Fakat açıkçası, önyargılarımın boşa çıktığını gördüğüme bir hayli sevindim. Her şeyiyle harika. Her ne kadar bazı kısımlarında biraz sıkılsam da -ki bunlar hakikaten azdır- elimden bırakamadığımı da belirtmeliyim.

lotr1 tokien

Tolkien, sık sık “alegori falan yapmadım, düz yazdım öyle” demiş. Haklıdır, yazarın kendisi öyle diyorsa doğrudur. Ama belki de, tüm romanın, başlı başına bir alegori olmadığını söylemiştir aslında; zira kısmi göndermeleri görmezden gelmek de zor. Mesela birinci kitap olan “Yüzük Kardeşliği“ndeki ‘Galadriel’in Aynası‘ bölümünde Sam, yani Shire‘ın yani sanayi devrimi öncesi tarım İngilteresi‘nin en hakiki ferdi olan Sam, şunları görüyor -kuvvetle muhtemel uzak bir geleceğe dair- aynaya bakarak:

“Fakat o sırada, artık Eski Değirmen’in de yok olmuş olduğunu fark etti; değirmenin yerine kocaman kırmızı kiremitli bir bina dikilmişti. Bir kalabalık, harıl harıl çalışmaktaydı. Az ileride uzun, kırmızı bir baca vardı. Ayna’nın yüzeyine siyah dumanlar yayılıyor gibiydi.”

Çok bariz bir sanayi devri tasviri, değil mi? Büyük fabrikalar, dev bacalar, dumanlar… Sam’in Shire’ına dair duyduğu korkuyu Tolkien, belki serzenişle dile getiriyor. Belki o fabrikalar II. Dünya Savaşı’nda kullanılan silahları üretiyorlar zira, belki de uçakları, tankları.

Neyse. Daha bir sürü şeyi gözden kaçırmış olduğuma eminim, ama önsözde de bahsettiği gibi, bu haliyle, yani kaçış edebiyatı olarak bile, yeterince harika. bir seri bu.

İkinci kitabı, “İki Kule“yi ise, neden bilemiyorum ama ilk kitaptan biraz daha az sevdim. Yine de bu, kitaba tam not verdiğim gerçeğini etkilemiyor. Zaten kitabın da buna ihtiyacı yok. Evet.

lotr2 tolkien

Burada en sevdiğim kısım, hiç tartışmasız Entler‘in bölümü ve gücü oldu. Yazar tarafından onlara bahşedilen kuvvet, herkese hem her şeyin hakiki sahibinin doğaana olduğunu hatırlatıyor, hem de ağaçların hakikaten de ne kadar önemli olduğunu bir kez daha fark ettiriyor. Orta Dünya’dan Taksim Gezi Parkı’na uzanan zincir de böylelikle tamamlanıyor.

Bir de Frodo ile Sam arasındaki -belki de salt Sam’den kaynaklanan, tek yönlü bir- bromance, daha da kuvvetleniyor bu kitapta. Açıkçası ilk kitapta da bundan biraz kuşku duymuştum ama kendimce abarttığımı düşünmüştüm. Neyse, bu iki buçukluk arasındaki duygu durumu zaten yalnızca onları ilgilendirir! Ayrıca bu geyik de uzun yıllardır dönüp duruyor, o yüzden ilerletmenin manası yok.

Bir de Gollum, çok orijinal karakter. Kendisinden ssok hosslandıkk, ve fark ettik ki Gollum’un şizofrenisi, herkesin içindeki iyi-kötü çatışmasının özü. Güce karşı zaafımız en derinlerde yatıyor. Üstelik hiçbirimiz ondan muaf değiliz. Bilge Aragorn, Gandalf bile yüzüğü taşımayı göze alamıyor! Çünkü insan bu. İnsandoğası bu.

Kralın Dönüşü” ile hem kahramanların, hem de benim yolculuğum son buluyor elbette. Destansı destanın sona eriyor.

lotr3 tolkien

Normal olarak, buradaki olaylar çözüme yönelik artık. Ve itiraf etmem gerekiyor ki, çözüm noktasından hemen sonraki kısım, ilk başta bana çok sıkıcı geldi. Hatta Tolkien’in bu doruk noktasını niçin bu kadar başlarda verdiğini anlamamıştım bile (gerçi seriyi yekpare değerlendirirsek o kadar da başlarda değil tabii). Ama kitaptaki “Shire Temizliği” bölümüne gelince işler değişti. Bu bölüm ve peşi sıra gelen “Gri Limanlar” ile öykü sonlanırken, Tolkien şimdiye dek yazılmış en hoş şeylere sahiplik etmiş oluyor benim nazarımda. Bilhassa “Shire Temizliği”, birçok açıdan dopdolu; dikta rejimleri, bunlara karşı yapılan direnişler, teknolojileşme ve öze dönüş gibi konularda bir temel taşı niteliğinde; hatta en az “Bindokuzyüzseksendört” kadar etkili.

Neyse, biraz daha başlara geleyim. Yine çok iyi yazılmış bir bölüm daha var, o da elbette “Gondor Kuşatması“. Bir savaşa dair anlatılabilecek her şeyi harika stilize etmiş, psikolojik savaş tekniklerine bile değinmiş. Daha sonraki bir bölümde ise çok hoş bir detay görüyoruz; Gondor Vekilharcı’nın kendisini ölüme götüren ümitsizliğe niçin bu kadar kapıldığına dair:

“Denethor taşı kullanmaya veya Sauron’a meydan okumaya cesaret etmemişti. Fakat irfanı tükendi; ve korkarım ülkesinin içinde bulunduğu tehlike arttıkça o da Taş’a baktı ve kandırıldı… …Güç’ün görmesine izin verdiği şeyleri görebildi. Elde ettiği bilgiler, kuşkusuz, genellikle işine yarıyordu; yine de ona gösterilmiş olan Mordor’un büyük kudretinin görüntüsü onun gönlünü ümitsizlikle doldurmuştu, ta ki sonunda aklını alaşağı edinceye kadar.”

Tipik bir “havuz medyası” tasviri bu. Bahsi geçen taş, bir tür görsel (ve hissel) iletişim aracı ve dendiği gibi sadece “iktidarın” borazanlığını yapıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri de, bu tarz propaganda yayınlarının ne kadar işlevsel olduğu, günümüzde de tamamen uygulandığı malum.

Tolkien çalışma odasında, Orta Dünya haritası da yanıbaşında...
Tolkien çalışma odasında, Orta Dünya haritası da yanıbaşında…

Kitapta kadın haklarına dair güzel bölümler de var; ya da ikinci kitapta da belirttiğim gibi, Entler’e dair iyi betimlemeler. Evet, eğer yanılmıyorsam, tüm Orta Dünya’daki en güçlü topluluk Entler; yani doğa. Önlerinde durabilecek güç çok az. Sırf bu yüzden bile Tolkien’e saygı duymamak elde değil.

Kaldı ki Tolkien’e saygı duymamak biraz sığırlık olur. Yazdıklarını beğenirsiniz, beğenmezsiniz, o ayrı. Fakat -her ne kadar ben yabancı olsam da- fantastik edebiyat dünyasının belki de temellerini harikulade şekilde atmış, Elfleri, Hobbitleri hayata geçirmiş birisi, hatta onlar için üşenmeyip kullanılabilir diller yaratmış bir dilbilim profesörü; saygının her türlüsünü hak ediyor.

Onun da dediği gibi, biz susalım, öyküler devam etsin. Zira;

“Someone else always has to carry on the story!” 

Not: Yazıdaki kitap kapakları, Tolkien’in kendi tasarımları ve çizimleri. Zaten kendisinin bir dolu başka çizimi de var, tüm Orta Dünya ile ilgili. Buradan ulaşabilirsiniz. Bakın bu da, yine onun çizimiyle Orta Dünya haritası. Ne güzel ya. Sonradan bulunmuş; ederi 60 bin sterlincik.

Not 2: Bir de harika bir şey daha buldum; Tolkien’in sesinden Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit’in bazı bölümleri, şurada. Dinlemesi de insanı etkiliyor yahu.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s