İlkçağdan Günümüze Kaybedenlerin Öyküsü: George Saunders ve Pastoralya*

george-saunders

Tanıdığınız en garip kişi kim? Bu soruya verilecek bir yanıt illa ki vardır, çünkü gerçekten de herkesin hayatında garip bir arkadaşı ya da en azından bir tanıdığı vardır. Bu garip kişiler, anlamsız zamanlarda ortaya çıkar ve kendi hayatlarının absürt ve alakasız bir dönemini veya olayını anlatmaya başlarlar. Siz de dinlersiniz. Dinlemeyi seven biriyseniz sıkılmadan, dinlemeyi sevmeyen biriyseniz de garipseyerek dinlersiniz. Ama dinlersiniz, çünkü sizi alçıya almayı iyi bilirler.

Pastoralya, Delidolu Yayınları, 2016

Çağdaş Amerikan öykücülüğünün yıldız isimlerinden birisi, Teksaslı yazar George Saunders da, alçıya alma konusunda uzman. Hatta bence, kendisinin ortopedi dalında fahri sertifikası bile olabilir. Çünkü Saunders’ın üslubu, alçı tozu emdirilmiş sargı bezleri gibi, sımsıkı. Ve Türkçede yayımlanan ve yine Delidolu Yayınları’ndan çıkan, kendi külliyatının ilk kitabı Pastoralya ile, o söz konusu garip ve saçma kişilerin hayatlarını anlatmaya da devam ediyor.

Bu garip ve saçma kişilerin çeşitleri de iyice artmış artık: Tarihi dönemleri anlatan bir tema parkın, ziyaretçileri, patronları ve kendileriyle kavgalı çalışanları; kişisel gelişimini, kişisel gelişimine hiçbir katkı sunmayacağı kesin bir kişisel gelişim seminerinde arayan, ablasıyla ilişkisi sorunlu bir adam; kadınlara özel bir striptiz kulübünde mesai harcayan ve ölen teyzesi zombiye dönüşen bir genç; yalnızlıktan, gönlünü hayatına girecek ilk kişiye kaptırmaya niyetli bir berber ve daha niceleri. Yani bu kez enteresanlık grafiği, bir hayli ivmelenmiş.

Ancak bu “anormal” karakterlerin tek ortak özelliği, garip olmaları değil; aynı zamanda, bir şekilde bir şeylere alet de olmaları. Yani evet, hepsi zaten başlı başına saçma ve komik, ah evet, hem de çok komik; ama sadece komik olmak ne onlara, ne George Saunders’a, ne de bize yeterdi.

Hayata tutunamamış, hiçbir zaman kazanamamış ve daha kötüsü, bu kaybedişlerini tamamen kabullenmiş karakterler, Saunders’ın zekâsını konuşturarak üstlerine giydirdiği eleştiri ve yaşam sorgusu ceketlerini onurla taşıyor. Öyle ki her biri, bir yandan kaybetme sebeplerinin sistemin çarklarına girememek –hatta belki de girememeyi tercih etmek–olduğunu gayet iyi bilirken; bir yandan da kapitalizmden cinsel ve ahlaki normlara, çocukluk travmalarından yalnızlıktan kurtulma çabalarına kadar her şeye bir kulp takıp okurun karşısında sıraya diziliyorlar.

Özellikle çocukluğa dair yaralar ve bereler, Saunders’ın karakterlerinin çoğunda azımsanmayacak bir yer kaplıyor. İşinin ehli bir psikolog gibi, Saunders, herkesi o uzun divana yatırıyor ve anlattırıyor: Karakterler anlatırken okur dinliyor; hem anlatanı, hem de kendisini. Zira ne kadar sistem dışı olsalar da, öykülerdeki her karakter aslında hepimizin içinde bir yerde duran ve çıkmak için büyük çaba sarf eden o ‘id’e mensup. Daha da net bir tabirle, içimizdeki en hayvani minik kısımlar, Saunders’ın öykülerinde koca birer insana dönüşmüş halde, bizimle ve kendileriyle konuşuyorlar.

Garip karakterlerimizden biri olan Neil mesela, şöyle diyor kendi kendine, çocukluğundan kopup gelen ezikliğini de yanına meze ederek:

“Ah Tanrım, dünya babasının üstüne sıçmıştı, ama onun üzerine sıçamayacaktı. Kesinlikle hayır. Eğer dünya üç beş serserinin onun karısının memelerine hakaret ettiği bir mahallede yaşayacağını düşünüyorsa, eğer dünya ailesine donyağında gezdirilmiş ekmek yedirip buna Evsizin Ziyafeti diyeceğini sanıyorsa, çok yanılıyordu; o başarılı olacaktı, tıpkı Güçlü İnsanlar’da anlatılan, yalnız güce inanan adamlar gibi.”

Kitaba ismini veren uzun öykü Pastoralya’da ise, tüketim toplumu ve kapitalizmvari bir eleştiri daha çok meydanda. Tarihi dönemleri anlatan bir tema parkta çalışan ve yine tutunamamış (zaten tutunsa o tarz bir işletmede işleri ne) kişiler; bir yandan günümüz dünyasının amansız ve ağır maddiyatçılığına ayak uydurmaya çalışırken, bir yandan da gerek zihinlerini gerekse yaşam tarzlarını tarih öncesinde (daha mutlu olduğu kesin şekilde) yaşamış ilkel insanlara uydurmaya çabalıyorlar. Ve bu çaba, yine içimizde bir yerlerde, atalarımızdan miras kalmış ilkel insanın çabasıyla aynı yere çıkıyor: Sadece, sade bir hayat sürebilme ve hatta sadece hayatta kalabilme isteği. Çarkların arasında ezilmeden, yaşayıp gidebilme isteği.

Pastoralya, çağdaş Amerikan öykücülüğünün iz bırakan, başarılı bir örneği. George Saunders edebiyatına girişmek için hâlâ bekliyorsanız, belki de işe buradan başlayabilirsiniz.

* Bu yazı ilk olarak Birgün Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s