DiskDünya Kitaplarını Okumak İçin (En Az) 10 Neden*

Büyük üstat, Sör Terry Pratchett..
Büyük üstat, Sör Terry Pratchett..

Diskdünya, tüm dünyada 85 milyondan fazla satan, tam 41 kitaplık, edebiyat harikası bir seri. Yaratıcısı ise ünlü İngiliz yazar Sör Terry Pratchett. Fantastik edebiyatın en farklı, en özgün yaratımlarından birisi olan Diskdünya, en çok mizahı ve zekâ dolu kurgusuyla öne çıkıyor.

Siz de Diskdünya’yı hâlâ duymayanlardansanız ve merak da ediyorsanız; bu liste sizi artık başlamaya ikna edebilir.

1. Bilinen tüm fizik kurallarını ve psikolojik kuramları aşabilen bir evrende zaman geçirmek için okuyun:

Diskdünya’ya şöyle başlıyor, sevgili Terry Pratchett: “Uzak, elden düşme bir boyutta, düz olsun diye tasarlanmamış bir astral düzlemde, kıvrım kıvrım yıldız sisleri, dalgalanarak aralandı… Bak… Büyük kaplumbağa A’Tuin geliyor…” İşte bu kaplumbağanın kabuğunda dört fil var; onların sırtında da dimdisk bir dünya. Minik Güneş’i ve Ay’ı onun çevresinde dönüyor. Bu dünyanın temel enerjisi sihir. Bilinen tüm fizik kuralları burada eğilip bükülebilir, tamamen tersyüz olabilir. Psikoloji ise tümden yok olabilir. Yani öncelikle şunu idrak etmek gerekir: Burada her şey mümkün.

Bunca mümkünün ortasında ve sonsuz seçeneğin arasında vakit geçirmek… eh, bir hayli ilginç olabilir.

2. Gülmeyi seviyorsanız okuyun:

Evet, biraz fazla ‘genel’ bir özellik gibi düşünebilirsiniz bunu. Fakat Diskdünya’ya gülmek, alelade bir gülmek değildir. Her cümlede, her hecede; hatta bazen italik yazılmış her kelimede bile, ayrı bir ironi ve güldürü unsuru bulmak mümkün.

Öte yandan Diskdünya, içinde yaşadığımız Küredünya’nın tam anlamıyla bir alegorisi. Yani Terry Pratchett, eleştirmek ya da dalga geçmek istediği her şey için bu yamyassı mekânı kullanıyor. Ortaya da harikulade komik ve sık sık sesli güldüren bir edebi dil çıkıyor.

Uzay kaplumbağası, Büyük A'Tuin
Uzay kaplumbağası, Büyük A’Tuin

3. Fantastik edebiyatı seviyorsanız okuyun:

Terry Pratchett her ne kadar Tolkien ve Rowling gibi isimlerle karşılaştırılsa da, yarattığı fantastik evren onlarınkinden çok farklı. Diskdünya’da da cadılar, sihirbazlar, elfler, troller vesaire dolu elbette; ancak bunlar alışılagelinen türdeşleri gibi epik ya da illâki kahramanvari olmayabiliyor. Hatta Diskdünya sözkonusu olduğunda, hiç.

Buradaki fantastik kahramanlar biraz… çoğunlukla… yani hemen hemen, başarısız ve saçmasakar. Sürekli hata yapanlar, yanlışlıkla büyüye düşenler, ölüp kalanlar ama gidemeyenler… Akla gelebilecek her türden garip gureba karakter Diskdünya’da mevcut. Fantastik mi? Sonuna kadar.

4. İşleri sırasıyla yapmayı sevmiyorsanız okuyun:

Garip, değil mi? Ama öyle. 41 kitaplık koca bir külliyat bu ve –sıkı durun– ilk kitaptan başlamak zorunda değilsiniz. Değilsiniz! Diskdünya’nın birçok alt dizisi var ve bunlardan beğendiğiniz bir tanesini seçip, onun ilk kitabıyla bu dünyaya adım atabilirsiniz. Hatta iyice dellenirseniz, herhangi bir kitabı rastgele alıp bile okuyabilirsiniz. Zira (ilk iki kitap hariç) her kitabın kendi öyküsü ve kurgusu var. Mesela büyü seviyorsanız Rincewind, cadı öyküleri seviyorsanız Cadı, polisiye seviyorsanız Bekçiler, ölmeyi seviyo… şey, ölümle ilgiliyseniz de Ölüm alt dizisi tam size göre olabilir.

diskdunya_okumak_icin_madde_4

5. “İnsanlık Komedyası” üst yapıtının çağdaş İngiliz versiyonuyla tanışmak için okuyun:

Balzac’ın tüm eserlerinin üst evreni, “İnsanlık Komedyası” diye geçer. Bunlar içinde binlerce karakter, ortak bir evreni paylaşıp gezinip dururlar. Diskdünya da biraz böyledir işte: Bir kitapta karşınıza çıkan biri, mesela 30 kitap sonra tekrar gelebilir; veya bir kitapta başrolü üstlenen bir karakter, bir başka kitapta yalnızca bir cümle sarf edebilir. Her kitaba girip çıkan irili ufaklı karakterler de olabilir.

Bunca karakteri içinize almak ve böylece insanlığınızdan bir yandan iyice soğurken bir yandan da ona şefkat duymak için okuyun Diskdünya’yı.

Şöyle de düşünebilirsiniz: Ekranınızda koca bir veri tabanı sitesi açık ve içindeki her bir unsur birbiriyle bağlantılı. Birine tıklayıp bir başkasına gidebiliyorsunuz. İçinde kaybolmak da mümkün, her bir şeyi yalayıp yutmak da.

diskdunya_okumak_icin_madde_6

6. Birbirinden orijinal karakterleri tanımak için okuyun:

Rincewind, İkiçiçek, Esmeralda Havamumu, Yüzbaşı Samuel Vimes, Tiffany Sızı, Teppic, Ölüm, Kütüphaneci ve daha niceleri… Birbirinden özgün ve gülünç karakterleri bir arada bulabileceğiniz tek yer Diskdünya’dır. Mesela Rincewind… Dünyanın yetiştirdiği en başarısız, en korkak sihirbaz. Tehlikeyi bir mıknatıs gibi çekebilen ve ondan ışık hızında kaçabilen (bazen de bu yüzden bambaşka bir tehlikenin tam kucağına düşen) biri… Ya da Sam Vimes: Bekçi Teşkilatı’nın derbeder ve alkolik yüzbaşısı, bütün yanlışların içindeki doğru ve dürüst adam… Peki yan karakterlere ne demeli? Örneğin Zararına Dibbler. Ankh-Morpork’ta yaşayan herkese her şeyi –inanın ki zararına– satabilecek yegâne işportacı; öyle iyi bir pazarlama tekniği var ki ejderha kalkanı olarak tahta siperlik satsa, yine kâr eder! Ya da Kütüphaneci… Onun kütüphanesinden kitap çalmak ölümcül bir suçtur, zira kendisi bir orangutandır ve yumrukları kamyon lastiği kadar esnek ve sağlamdır!

Bunlar gibi daha niceleri; burada anlatılamayacak kadar zengin ve absürt dimağlar… hepsi okunmayı bekliyor.

7. Ölüm’ü daha yakından tanımak istiyorsanız okuyun:

Cidden. Ölüm, Diskdünya’da ete kemiğe bürü… şey, sadece kemiğe bürünmüş bir karakter. Elinde tırpanı, buz mavisi gözleri ve aşırı dipten gelen aşırı gramerli ve BÜYÜK HARFLİ konuşmasıyla, tam anlamıyla can alıcı bir kişilik… Kendi deyimiyle bir antropomorfik kişileştirme… Gerçekten de Diskdünya’nın en sevilen karakterlerinden birisi olarak gösterilen Ölüm’ü tanımak için bile bu kitaplar okunur. (Mort ile başlayın!)

8. Ankh-Morpork’un tekinsiz sokakları için okuyun:

Diskdünya’nın bir alegori fabrikası olduğunu söylemiştik. Ankh-Morpork da bu fabrikanın ürünlerinden biri. Diskdünya’nın en kalabalık şehirlerinden biri; içinde en az yüz bin ruh (ve Ataerk’in de sürekli söylediği gibi) o sayının en az on katı kadar bir nüfus var! Bu şehir aslen Londra’nın bir alegorisi ama gelin, siz onu şöyle düşünün: Ankh-Morpork, Küredünya’daki onlarca, belki de yüzlerce büyük şehre tutulan bir ayna. Kalabalık, tekinsiz, tam ortasından pis (çok, çok pis) bir nehir geçen, labirent sokaklı; ayyaşlar, hırsızlar, katiller, büyücüler, iblisler, cadılar ve daha nicelerini barındıran, olaysız günü geçmeyen, kozmopolit ve dev bir metropol.

Tanıdık geldi mi? Eh. Gelir tabii.

9. Sanat eserlerindeki muhtelif göndermeleri keşfetmeyi seviyorsanız okuyun:

Diskdünya’nın, kendisine has bir yönü daha: Sayısız sanat eseri ve bilim dalına yapılan göndermeler. Bir Diskdünya kitabını okurken, kendinizi bir anda Casablanca filminde ya da Hamlet’te bulabilirsiniz; bir anda kuantum fiziğiyle yoğurulmaya başlayıp oradan evrim teorisine uzanabilirsiniz. Ya da Dante’nin Cehennem’ine inebilir, oradan Faust’a çıkabilir, sonra da gerisingeri Antik Azteklere ilerleyebilirsiniz. Hem de tek bir kitapta! Bazen cümle cümle, bazense mizansen olarak ünlü film sahnelerini yaşayabilirsiniz.

Terry Pratchett, göndermelerin kralıdır ve bunu öyle iyi uyarlar ki, uyanmazsınız.

diskdunya_okumak_icin_madde_10
Eric’ten bir sahne.

10. İnsanlık tarihini kana bulayan tüm kurum ve kurgulara büyütecin tersinden bakabilmek için okuyun:

Truva Savaşını merak ediyor musunuz? Ama Homeros’un (ya da Diskdünya’daki adıyla Copolymer’in) anlattığı halini değil, gerçek halini? Peki ya Antik Mısırlıların kurban törenlerini ya da mumyalama işlemlerini? Antik Yunan filozofu Zenon’un deneylerinin neden işe yaramadığını bilmek ister misiniz? Kelt halkının savaşçı kişiliğiyle (ve berbat telaffuzlarıyla) tanışmaya ne dersiniz? O halde uğrayacağınız yer yine Diskdünya’dır. Çünkü, örneğin bir savaşın kazanılmasında hangi etmenlerin gerçekten işe yaradığını, size ancak Terry Pratchett söyler. Tarih kitaplarında bulamayacağınız yorumları ancak burada okuyabilirsiniz!

Ek: Sadece ve sadece eğlenmek için okuyun:

Aslında tüm bunların ötesinde, Diskdünya’yı sırf eğlenmek için okuyun. Çünkü emin olun, okurken bu kadar güzel vakit geçirebileceğiniz, zeki ve ironi dolu hissedebileceğiniz kitap sayısı azdır. Diskdünya’yı, gülerken bir ders almak zorunda olmamak için; her sayfasında şaşırabildiğinize şaşırdığınız kitaplar okumuş olmak için ya da “İngiliz mizahı”nı iliklerinize kadar hissedebilmek için okuyun.

Okuyun ki, ötelerden bir yerden bizi izleyen (ya da en buna inanmak istediğimiz) üstat Terry Pratchett üzülmesin. Çünkü fantastik edebiyat güzeldir ve okunmayı bekler. Tıpkı onun da dediği gibi:

“Fantastik edebiyat, zihni çalıştıran bir kondisyon bisikleti gibidir; belki sizi bir yere götürmez ama elini attığı her kas öbeğini güçlendirir. Elbette… yanılıyor da olabilirim.”

Yanılmıyorsun üstat!

Not: “DiskDünya okumaya hangi kitaptan başlamalıyım?” sorusu kafanızda hâlâ bâkiyse, şu okuma rehberine bir göz atabilirsiniz. Ama özetle, istediğiniz kitaptan.

Not 2: BBC2 kanalı, geçtiğimiz günlerde Terry Pratchett’ın hayatını anlatan çok harika bir belgesel yayınladı. Yepyeni. “Terry Pratchett: Back in Black” isimli belgesel, malum ortamlara da düştü. Şiddetle tavsiye edilir!

* Bu yazı ilk olarak Kitapeki.com‘da yayınlanmıştır.

Liste #1: Türkçe Filmlerdeki En Güzel Şarkılı Türkülü Sahneler

Dün aklıma esti, ama nereden esti bilmiyorum, Balkanlar’dan da esmiş olabilir, zaten oradan gelmeyen yok değil mi Cenk Abi, dedim şunları bir toparlasak ya. Ne kadar güzel sahneler çekmiş yönetmenlerimiz. Ki işleri bu aslında.

Neyse tıraşı keseyim, berber çırağına bağladım yine.

Gönül Yarası:

Efsane bir sahne. O değil de. Dünya’nın burada asıl ağladığı, gerçekleşmeyecek hayalleri, ümit edilemeyecek umutları. Fazla hüzünlü, öyle böyle değil. Ayrıca içindeki siyaset de cabası. Yavuz Turgul, sen çok başkasın.

Her Şey Çok Güzel Olacak:

Yakın dönem Türk sinemasının yüzaklarından birisi olan bu naif filmi izlemeyeniniz varsa hâlâ, çok ayıp evet. Tam olarak filmin sahnesini bulamadım ama bu da idare eder. Mazhar Alanson sayesinde mazhar oluyoruz.

Pazar: Bir Ticaret Masalı:

Tamam, bu filmi bilmiyorsanız o kadar bir şey diyemem, gizli kalmış başyapıtlardan birisidir. Ama tez zamanda izleyip kapitalizm, mülkiyetçilik, pazar ekonomisi vesaire gibi şeyleri mikro alanda bir gözatabilirsiniz. Genco Erkal ve Tayanç Ayaydın‘ın muhteşem oyunculukları da cabası. Ve tabii Dario Moreno.

Arkadaşım Şeytan:

Biraz gerilere gidelim, Atıf Yılmaz‘ın az bilinen en güzel filmlerinin olduğu döneme. Karşımıza yine Mazhar Alanson çıkıyor, ilginç değil mi. Bu filmi de izleyin, derim. Şarkı da güzeldir.

Mavi Boncuk:

Bir efsaneyle daha karşı karşıya olduğumuz için susuyorum.

Polis:

Onur Ünlü‘yü artık bilmeyeniniz yoktur. Ben de hiç bilmezken Polis‘i, sağolsun bir canım arkadaşımın ısrarlı ısrarları sonucu sinemada izlemiştim. Türk sineması adına cesur bir iş. Kesin.

Arabesk:

Yine biraz gerilere dönelim ve her izleyişimizde eğlendiğimiz bir filme bakalım. Efsane bir kadro olsun, şarkıları da Aysel Gürel yapmış olsun. Mesela.

Muhsin Bey:

Bu filmi böyle üç-beş cümlede anlatmak namümkün olduğu için, denemiyorum bile. Yine Yavuz Turgul, yine bir kaybedenin öyküsü. (Anlattım lan biraz.)

Neredesin Firuze:

Şüphesiz ki çok başarılı bir film değildi bu. Lâkin şu sahne, her izleyişte yüzü gülümseten, Haluk Bilginer‘i bir daha sevdirendir. (Orhan Gencebay‘a da selam ederim.)

Mavi Boncuk:

Evet, yine, ve finalde. Nasıl bir film bu tanrım. Nasıl bir ekip, nasıl, nasıl. Şu sahnedeki hüzne ve sevince bak, aynı anda.

Bunlar da cabası:

Esgeçemeyeceğim başka güzellikler; sırasıyla şöyle: Duvara Karşı, Tosun Paşa, Salkım Hanım’ın Taneleri, Darıldın mı Cicim Bana, Baba Bizi Eversene, Dönüş.

Sanıyorum tam bir “pazar günü girdisi” oldu. Yazı diyemiyorum, yazıdan çok müzik var zira, ki amaçladığımız da buydu. ♣